01 12 2009

Punklar Seyrelmiş Beyhude Lafla Vakit Dolmakta


foto: dahke

30 11 2009

Ahmet Uluçay


Bazılarının erkenden  gideceklerini bilirsin, seni hiç yanıltmaz giderler.Yönetmen Ahmet Uluçay bugün vefat etti. Herkes yaşar ama herkes sahici yaşar mı? Sahici yaşam titri bu adamın üzerinde afili duruyordu. Karpuz kabuğundan gemi yapmak bi metafordu ama karpuz kabuğundan transatlantik yaptı nerdeyse Uluçay.

Üniversite günlerinde 3 arkadaş filmini izlemek için sinemaya gitmiş, 4.yü tamamlayamadığımız için salonu açtıramamıştık. Öğrenci halimizle 4.nün parasını ödeyip salonu açtırma pratikliği de gelmemişti aklımıza. Film gösterimden kalktı, sonradan hep dert oldu bu bende. 4 sinema biletiyle Uluçay'ı finanse edebilme derdi değil, yahu adam hasta haliyle köyde film çekiyor , işte bi şekilde saygı gösterme meselesiydi, olmadı. Tamam Kurtlar Vadisi Gladio'ya gidin izleyin ama film yapmak için evini satan Reha Erdem'in Kosmos'una da gidin. Saygı meselesi çünkü.

25 11 2009

Humbug



ref. 
Dance Little Liar
The Jeweller's Hands

"Benim gibi Ölmeyin"


Pele good, Maradona better, George Best

21 11 2009

Açık Hava Fanzini



Alfread J. Sirleaf adlı Liberya'nın kadim punklarından(!) bir arkadaş... 2006'dan beri Daily Talk adında günlük gazete yayınlıyor. Ben amatör ruha atfen fanzin demeyi yeğliyorum. Daily Talk'u standart fanzin ebatı A5 kağıtlarda değil Liberya şartlarına uygun olarak şehir merkezinde bir karatahtada yayınlıyor Sirleaf. Hergün düzenli olarak gelip yazıyor. Öneri kutusu falan koymuş, interaktif çalışıyor yani. Okuması da beleş.

Sirleaf'ın derdi iç savaş sonrası milleti biliçlendirmek. Bunu 'genç subaylar tedirgin' yada 'tehlikenin farkında mısınız' türünde hödük manşetlerle yapmıyor ama. İnternet gazeteciliği yapıyorum diye porno sitesi yapan, twitter sayesinde ne kadar dallama olduğunu gördüğümüz gazeteci camiasından daha kayda değer iş yapıyor bu adam.

Alfread anlatıyor..

17 11 2009

Oryantalizm


JIMMY PAGE ET ROBERT PLANT-LED ZEPPELIN_KASHMIR
Robert Plant ve Page Fas'ta tatil yaparken yazmışlar Kashmir'i, sene 1973. Kashmir'in özü onu Kashmir yapan Mağripli/Arap riffleridir. Yaylı, üflemeli, vurmalı çalgılar...

Video Led Zeppelin'in 94'te Mtv Unplugged programında çaldığı Kashmir'in en oryantal hali. Mısırlı perküsyoncular, kumkapı meyhanelerindeki kemancıları andıran keman soloları, Arapça inlemeler...
Edward Said dinlediyse sevmiştir.

14 11 2009

It's a Fashionable Life #11


Marlon Brando

The Wilde One filminden:
-Neye karşı isyan ediyorsun?
-Seçenekler neler?

13 11 2009

Dambıl


 Satış görevlisi kıza 'Dambıl var mı diye sorduğum esnada o dambıl kaldırma hareketini yapmasam fena olmazdı.
sanki.

12 11 2009

God Save Canan the Arıtman


Her Meclise bundan 1 tane...

09 11 2009

"Rüşvetin Belgesi mi Olur Pezevenk?"



90'ların Türkiyesi'nden hardcore günler. 94'te Civangate skandalında sanıklardan Selim Edes'in Engin Civan'a mahkemede; "Rüşvetin belgesi mi olur pezevenk" dediği günler yani. Skandalın ismi Amerika'nın Watergate skandalından ithaldi. Watergate skandalı Amerika başkanı Nixon'un başını yemiş, bizde de skandala adı karışan Özal ailesine bişeycikler olmamıştı. Richard Nixon hala Amerikan tarihinde istifa ile görevinden uzaklaşan tek başkandır.

Öncesinde, 93'te de İski skandalı patlak vermişti. Rüşvet skandalı, şimdinin Chp'si sayacağımız o zamanın Shp'sinin başını yedi. Ertesi  yılki yerel seçimlerde Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı oldu. Zaten Shpli Nurettin Sözen'in İstanbul belediyeciliği adına bugün bile itibarı, sokakları istila etmiş çöp yığınları ve su kesintilerinden ibarettir.
Erdoğan İstanbul'a belediye başkanı olunca, İstanbul'da artık içki içelecek yer kalmayacak diye feryat eden dangalaklar Çiçek Pasajında eylem düzenliyorlardı, Tayyip Erdoğan'ın da "milletimin imanından da sorumluyum" diye saçmaladığı dönemlerdi. Sonrasında Erdoğan bugünlere geldi. Chirac nasıl Paris belediye başkanlığından Fransa lideri olduysa, Ahmedinejad nasıl Tahran belediye başkanlığından bugünlere geldiyse.

Sol bi daha İstanbul'u alır mı? Bence zor. Kılıçdaroğluyla denediler ama işte bi noktaya kadar. Kılıçdaroğlu'nun başkanlığı isteyip istemediği de belli değil. Olupta başına dert mi alsın? Zaten, "seçilirsem her kadına 400-500 lira maaş bağlayacam "diye überfantastik seçim vaatleri olan bir adamın İstanbul'a ne katacağı tartışılır. Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'a başkan olduğu bir ülkede Cem Uzan Cumhurbaşkanı, Osman Pamukoğlu'da başbakan olsun zaten. Baykal muhalefet kalsın, sorsanız o da bunu ister.

O dönemler benim ilkokul günlerim. Evcilik adına komşu kızını mıncıkladığım dönemler... Sınıfta bi çocuk vardı Engin diye, sınıfın güzel kızı Serpille adını çıkartmış, bu rezil(!) duruma da civangate adını takmıştık. Serpil Boşnak göçmeni, sarışın renkli gözlü kısaca Diane Kruger kıvamı bir kızdı. Şimdi büyümüş serpilmiştir epey. Ben yıllardır görmüyorum ama görenlerin nutkunu kesecek güzelliğe sahip olsa gerek şimdilerde..

Engin civan olmak zordu o günlerde, kimse istemezdi. Bizim sınıftaki Engin bile...

07 11 2009

Roll Over

Günün bed haberi benden... 'Telaşa mahal yok Roll kapanmıyor' demiştik ama Roll'ün bugün çıkan 144. sayısı son sayısıymış. 5000 kadar satan bağımsız dergi yükü kaldıramadı anlaşılan.
Alemde kaldıramazsan kaldırırlar diye destek kolu da yok. Grup destekli Rolling Stone'un battığı bir ortamda Roll'un kendi ayakları üzerinde bu sayılara ulaşması mucize gibi geliyordu zaten .

06 11 2009

Take Your Suitcase coz I Don't Mind



04 11 2009

"Ölümü İstemeyin!"

Banu Güven: 
"Bundan sonra daha çok gencin ölmeyeceği umudu insana daha iyi gelmiyor mu?"

02 11 2009

Punk Çiçekleri


29 10 2009

Orijinal Rulo


Jack Kerouac Yolda'yı 3 haftalık bir sürede yazdı. Truman Capote totoşu; buna yazmak değil, daktilo etmek denir demişti. Kerouac romanında yolun ritmini yakalamak ve vakit kaybını önlemek için, daktilosunda rulo haline getirdiği kağıdı kullanmıştı.
Dönemin şartlarına göre fazla müstehcen kaçtığı için o orijnal rulo geçen yıla kadar hep sansürlenmiş halde basıldı. Orjinal rulo ilk defa geçen yıl Penguin yayınevi tarafından basıldı. Ayrıntı yayınları yeni baskıyı Türkçe'ye kazandırdı. 
Ayrıntı Yayınları saolsun, valla hak geçiyor.

Orijinal rulo kesintisiz Yol(lar)da

Bob Dylan'ın "hayatımı değiştirdi; tıpkı herkesin hayatını değiştirdiği gibi," dediği Jack Kerouac'ın 'Yolda' adlı kitabı basılışının 50. yılı anısına ilk kez orijinal rulo haliyle yayınlandı.

28 10 2009

Led Zeppelin Aile Albümü


Sol Baştan:
Jonh Bonham (Bonzo): İçmediği zamanlarda grubun en makul adamıydı. Resimde heralde içmediği nadir anlardan birisine denk gelmiş. Bıyık saç kombinasyonu Orta Asya'dan, Altay dağlarından kopup gelmiş bir Oğuz soyunu andırıyor . The Song Remains the Same adlı Led Zeppelin filminde,  kafasında kasketle tarlada traktör sürdüğü bir sahne vardı , orda da kuşaklar boyu Demirel'e oy vermiş bir Orta Anadolu köylüsüydü aynen.

Robert Plant: Daima kışkırtıcı ve provakatif... Bu resimde gerçi o yönü pek ortaya çıkmamış. Onun için gelmiş geçmiş en güzel saçlı solist diye boşa demiyorlar. 60'ında canlı izledim, saçları bu halde değil tabi ama yaşına göre çok iyi.

Jimmy Page: Gizem ve ezoterizmin dibine vurmuşta öyle resim çektirmeye gelmiş bir hali var . Duruşuyla gurubu evirip çeviren adam olduğunu anlamak güç değil. Grubun şöhret karşılığında ruhunu şeytana sattığı söylentilerinde şeytanla pazarlığı yapan adam olarak biliniyor.

John Paul Jones: Grupta da hep bi tesadüfen duruşu var sanki. Sonradan eklemlenmiş gibi. Resimde de sıra en son ona geldi zaten. Gruba dair hakkında en az yazılan çiziktirilen kişi. O olmasaydı stairway to heaven'ın öyle sağlam bir girişi olur muydu? Olmazdı.

18 10 2009

Political Icon



Günter Verheugen

17 10 2009

Nick Cave Kylie'yi Düdükledi mi?


Radikal'den Sanem Sirer Nick Cave ile son kitabı Bunny Munro üzerine bir söyleşi gerçekleşmiş. Söyleşinin bir kısmında Nick Cave'in şöyle bir itirafı var :
"Kitapta bahsi sıkça geçen Kylie Minogue ve Avril Lavigne’in nasıl tepki verdiklerini soruyorum cinsel organlarına odaklanmış Bunny Munro karakterine. Gülüyor. Avril Lavigne’i tanımıyormuş ama alınmayacağını umuyor. Kylie’ye bir mektup yazıp karakteri Bunny Munro adına özür dilemiş. “Ama” diyor, “Sorumluluk alması gerekir Kylie’nin de biraz. O lame külotu gerçekten giydi. İngiliz erkeğinin zihninde Kylie’nin yeri sarsılamaz.”
HafifMüzik'te de bununla ilgili bir haber var. Nick Cave Kylie ile düet yaptığı zaman garipsenmiş, hatta kendi ifadesiyle yadırganmış. 'En alakasız 10 düet' diye ebleh listelerde yerini almıştı bu şarkı.-Bence 10 numara şarkıdır Where the Wild Roses Grow-. Cave'in Kylie takıntısı malum. Yukarıda ki resim, Roll dergisinin 98 yılı Şubat Mart sayısından. Yıl 98, söylediklerine göre Cave niyetlenmiş ama Kylie'yi henüz düdüklememiş, niyeti de yok gibi. Roman karakteri namına özürünü de dilemiş. Bir muammayı aydınlattık, mutluyuz.

16 10 2009

Bukowski


15 10 2009

Rock'n Roll'un Steril Çocukları


Sex, Drugs, Rock'n Roll üçlemesinin sadece Rock'n Roll kısmından nasiplenmiş bir Rock grubu The Cranberries. Adıyla, mensuplarıyla, şarkılarıyla full naiflik çağrışımlı. Steril demem ondandır. Temiz aile çocukları kıvamındadır grup. Noel ve Mike kardeşlere yolda rastlasan, tiplerinden bunlar şakirt heralde lan dersin. Bereketli topraklar olan İrlanda'nın Limerick kasabasından peydah oldular. Yılmaz Özdil Cranberries'i anlatacak olsa mesela, göbeğini kaşıyan köylü Limerickliler'in bidon kafalı evlatları  grup kurmuşlar diye yazardı.

Son albümleri Wake up and Smell the Coffee b.k gibi bir albümdü. O albümü dinleyince insanın iyi ki dağılmışlar diyesi geliyordu nerdeyse. Dağıldıktan sonra Dolores 2 albüm yaptı. İlk albümünden daha kötüsünü yapabilir mi diye düşünürken geçtiğimiz ağustosta çıkardığı albümü ilkinden beter çıktı. Dünyanın en güzel sesli bayan vokallerinden birisi birikimini ancak bu kadar heba edebilir. Grup bir kaç konser için tekrar bir araya geldi. Ben devamının geleceğine inanıyorum. Ama tüm hayranlarının da diyeceği gibi Wake up and Smell the Coffee gibi bir albümle döneceklerse kalsın, biz eski şarkılarla idare edelim. 

Ben güzel müziğe dair ne işittiysem The Cranbberies'le başladı. Tamam The Cranberries bi Led Zeppelin bi Ramones değildi , tamam belki çaptan da düştüler, belki mıy mıydılar, belki hep aynı şarkılardan ibaretti ama bir nesli adam gibi müzikle tanıştıran gruptur Cranberries.O yüzden her ne dinlenilirse dinlenilsin bir gün olur Cranberries'e tekrar dönülür. Çünkü bi Linger bir Dreams dönemler üstüdür.

Referans Şarkılar:
*Linger
*Fee Fi Fo
*Shattered
*Promises

14 10 2009

Ne Yaptık Biz?


Haber Hürriyet'ten... Ankara Ulus'ta Atatürk heykeli altın rengine boyandığı için vatandaş tepki göstermiş. Olayın içinde Melih Gökçek olduğu için (gerçi Melih Gökçek herşeyin içinde, artık resmen futbolunda içinde) yandaş olmayan, cıbıl ve bağımsız basın 'Ne yaptınız siz' diye de manşet atmış.

Askerdeyken bizim astsubayla şubenin önünde ki büstü de aynı yukarıdaki gibi altın renginde boyamıştık, çünkü orjinal rengine uydurmak imkansız gibi birşeydi. 1 ay boyunca büst altın renginde kalmış, kimse de gelip 'Ne Yaptınız Siz' diye sormamıştı.
Büstlerin standart bir renk formülasyonu vardır. O boyadan bilmem kaç gram bu boyadan bilmem kaç gram eklenerek elde ediliyor, askeriyenin hizmet içi talimatlarında geçer. Genelkurmay'ın sadece büstler için ürettiği özel boya var. Biz o boyadan temin edememiş o yüzden o renge yaklaşık bir renk tutturabilmiştik. Askeriye de bile böyle olabiliyorsa sivil irade de hayli hayli olabilir. Olayı anlatacak en ağır ifade iş bilmemezliktir.

O yüzden, dünkü 'bağımsız', 'hiç ama hiç yandaş olmayan gazetelerde' çıktığı gibi,  AB muktesabatında 'Sıra Atatürk'e Geldi' türü 'asimetrik piskolojik harekat' türü bir haberdir bu, dangalağın dangalağa propagandasıdır.

13 10 2009

Bloody Tomorrow


Yarına The Cranberries güzellemesi...

Close to Eden


http://www.youtube.com/watch?v=trKsl8qfrHM&feature=player_embedded

Urga için 90ların en iyi filmlerinden birisi demişti Stalker... Filmler için bu tür tanımlamalar bir önyargı oluşturabilir ama başkası derse, Stalker dediyse değil... Urga Rus yönetmen Nikita Mikhalkov'un örneklerine pek rastlanmayan komünizm eleştirisi filmi..90ların en iyi filmlerinden..

Video, filmin Rus karakterinin 'Mançurya'nın Tepelerinde' isimli Rus milliyetçilerinin marşlarından birisini Çin'de bir barda söylediği sahneden...
Meraklısına; Mançurya Çin ve Rusya arasında kalan özerk bir bölge..

10 10 2009

Gedik

Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes!
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es.
N.F.K

09 10 2009

"Yalvar Dediler, bi Denedim"


http://www.youtube.com/watch?v=OQsw8QSAouc

Led Zeppelin şarkılarının single olarak yayınlanmasına karşıydı.Bunun için yıllarca plak firmalarıyla boğuştular. Baskıdan kurtulmak için sonradan kendi firmalarını kurdular. Ses kalitesine güvenmedikleri için Tv yayınlarına çıkıp söylemediler. Şarkılarının soundtrack olarak kullanılmasına da pek sıcak bakmıyorlardı.

Tescilli şebek Jack Black, Led Zeppelin'in Immigrant Song'unu School of Rock filminde kullanmak için izin istiyor.

06 10 2009

Taraftar Neyle Yaşar?

05 10 2009

Halı Saha Kültürü

"Halı saha insanı maç öncesi ısınmaz. Isınana da 'artist' gözüyle bakılır. Sahaya girilir, topa saldırılır. Isınma namına yaygın olan topla münasebet şekli orta açmak ve boş kaleye abanmaktan ibarettir. Hakemler zaten hipnedir. Ciddi turnuvalar dışında hakeme ihtiyaç duyulmaz."

***
Sporsever bir millet olmadığımız gibi spor yapan bir millette değiliz. Sadece futbolu seviyoruz (o bile muamma) ve hangi sporla uğraşıyorsunuz diye sorulan bir soruya ortalama bir Türk erkeğinin vereceği cevap ‘haftada 1 gün halı saha maçı'ndan öte gitmez genelde. Sahi nedir bu halı saha kültürü?

Bence yurdum erkeğinin haftalık sıradan bir aktivitesinden ibaret değil. Zira üzerinde tüketilen fikir/emek mesaisi pek çok şeyin üzerinde. Ben bir spor aktivitesi olarakta görmüyorum. 12-14 erkeğin, haftada 1 saat, nerdeyse sporun tüm olmasını gerekenlerini ihlal ederek, bir topun peşinde en hafif tabirle tepinmesi insana form kazandırıp, vücudu atletik kılmasa gerek. Her maçın ardından “Abi oynadıkça göbek eriyor”türü cümleler teselliden öte geçemiyor sanırım.

Sihirli Soru Cümlesi: "Abi 10-11 arası maç var, oynar mısın?

Ayağıyla bir topa yön vermeye muktedir nerdeyse her Türk erkeği bir halı saha grubuna mensuptur. Bireyin futbol becerisi ve aldığı haz kat sayısına göre bu ikiye de çıkabilir. Şartlar uygunsa halı sahaya abone olunur. Böylesi daha makbuldür. Boş saha bulma ve uygun zaman telaşesinden yırtarsın, her hafta salkım saçak olan üyeleri disipline etmiş olursun hem. Aksi taktirde sahayı, zamanı, oyuncuları ayarlamayı kendine şiar edinmiş/edindirilmiş kişiler vardır. Maç sonucu bir türlü tamamlanamayan halı saha ücreti bu arkadaşlarca tamamlanır her defasında, giren kontör/faturada ektrasıdır. Her maç öncesi onlarca görüşme vardır, yoğun telekominasyon ağıdır bir nevi halı saha olayı.

Fiziksel Şartlar

Sahanın kötüsü, yani muışamba kıvamında olanı çok can yakar. Artık literatüre geçen halı saha ayakkabıları da her eve lazımdır. Enflasyon sepetine de dahil edilmelidir. 1 tane alınır, uzun yıllar kullanılır. Önemli olan markası değil ayağa oturup oturmadığıdır. Her maç mutlaka ayakkabasını unutan olur. Bunların midesi elveriyorsa halı saha müessesinde ayakkabı kiralama giderler. Nasıl olsa halıdır, bişey olmaz deyip çıplak ayakla oynamak biraz dangalaklıktır. Ayak tabanının bir kısmını saha da bırakabilirsiniz. Bir de abartıp çivili kramponla gelenler olur. Bu arkadaşlar genelde maç öncesi ısınma turlarını halı saha işletmecisiyle köşe kapmaca oynayarak geçirirler. Halı saha ayakkabısını genelde tozluk diye tabir edilen, sadece ilk kullanım için beyazlığını koruyan, daha sonraları hep siyah beyaz karışımı, gri tonda seyreden kalın çoraplar tamamlar. Bu çoraplardan edinmeyip, yerine klasik çorap giyenler çok komik görünürler.

Halı saha formaları ise leş gibidir. 1 hafta sonra tekrardan giyileceği için yıkanmadan haftaya, ondan sonki haftaya ve ondan sonraki haftaya devereder. Hijyenin 'h' si soyunma odalarının yanından geçmez. 6-7 terli erkek, 2-3 metrekarelik bir odanın içinde, düşünün bi. Aslında Mine Kırıkkanat ve türevleri bu tür odalarda ıslah edilebilirler.

Halı Saha İnsanı

Halı saha insanı maç öncesi ısınmaz. Isınana da 'artist' gözüyle bakılır. Sahaya girilir, topa saldırılır. Isınma namına yaygın olan topla münasebet şekli orta açmak ve boş kaleye abanmaktan ibarettir.Halı sahacı erkek prototipi oluşturmak istersek nerdeyse her yaş skalasından, her meslek grubundan insanı bu gruba dahil edebiliriz. Sınıflar üstü bir hadisedir halı saha genelde. Zengini de oynar fakiri de. Zengini Hasan Vezir'in halı sahasında oynar, fakiri Sultanbeyli belediyesinin halısahasında, orası ayrı...

Bunun dışında halı saha maçları Türk erkeğinin en mühim sosyalleşme araçlarından birisidir. Yurdum erkeği için halı sahalar kısmende olsa hayallerini gerçekleştirme olanağı sunar. Sahaya çıkan çoğu kimse tüm hafta boyunca tvden izlediği futbolcuların hareketlerini yapabilmenin hayalini kurar hep. Top gelse de bi yapabilsedir. Bazen o hareket maç telaşesinde unutulur, bazen yapılır maç boyu yatılır, bazende tüm maç o hareket için heba edilir. Mutlak surette maç için sabit bir kaleci ayarlanmalıdır. Zira bir erkeğin bir erkeğe söyleyebilecin en berbat 2. laf; "abi kaleye geçsene"dir. Birincisi "günaydın sevgilim"dir.

Yazılı Olmayan Kurallar

Her maç öncesi ortak bir iradeyle taktik belirlenir(7 kişiyle ne taktiğiyse artık), herkeste biat eder. 3lü defans sabit kalacaktır (hadi len), orta saha defansa yardım edecektir, ileri toplu çıkılıp toplu dönülecektir. İşte bu halı sahaların olmazsa olmaz ofisyal taktiğidir. Zeman için 4-3-3 neyse halı sahalar için bencil futboldan kaçınmak odur. Bunlar maçın 10. dakikasından itibaren unutulmak suretiyle her maç öncesi ateşli bir şekilde tartışılan ve ateşli bir şekilde kabul gören kurallardır.

10. dakidan itiraberen herkes bildiği doğrultuda oynamaya başlar. Şayet maç erkenden koptuysa, büyük bir sebatla o vakte kadar defansta çakılı kalmayı becermiş oyuncu, resti çeker;'anuna goyarım' diyerekten forvete çıkar, zaten olmayan defans kurgusu böylelikle çöküverir.

Rakip azılı düşmandır. Zaten ciddi manada yapılan sporun centilmenlikle, kardeşlikle hiç alakası yoktur. Pek tanınmayan bir rakiple yapılan maç kavga ortamına müsaittir. Sert geçen böyle bir maç potansiyel street figther arenasıdır. Halı sahalarda kavga sıklıkla görülür yani. Erkek egemen zemindir halı sahalar. Maskulen gurur zedelenmeye pek yanaşmaz. Kavga çıkarsa maç yarıda kalır, kavga çıkması değil işte bu kötüdür. Bi de her takımda bencil bir oyuncu bulunur. İçten içe çok küfür yer bu adamlar. Hakemler zaten hipnedir, ciddi turnuvalar dışında hakeme ihtiyaç duyulmaz.

Kaçınılması Gerekenler

Söz veripte maça gelmemek kolpalıktır. Affolunmaz. Halı sahalarımızda görmek istemediğimiz 10 kusurlu hareketin 10una birden tekabül eder.

Halı saha maçları çevrenizde yoğun bir popülasyonu ilgilendiriyorsa biraz çakal olmak icap edebilir. Ya herkes idare edilebilmelidir, ya da 8. şahsın haberi olmamalıdır maçtan. Tafrası olur, küseni olur, olur da olur. Bir de maç boyunca takımın tüm yükünü kendi çektiğine inanıp, geri kalanların oyunu boşladığını düşünenler olur. Bu düşüncenin devamı bazen maçı terketmeye kadar gidebilir. Tasvip edilmez bu tür kaprisler. Sonra, normal hayatta gayet aklı selim, mülayim birisi sahada, nerdeyse herkese salça olan bir cevvale dönüşebilir. Sorsan 'abi niye böyle' diye, 'ya abi fıtratım böyle'dir genelde cevap. Aslında halı sahada herkes birbirine bağırır. İlla sosyolojik bi gözlem yapacaksak, halı sahalar ksinlikle insanların sinirlerini deşarj ettikleri alanlar değildir. Bilakis sıradan aksiliklerin bile nefret, sinir katsayısını çoğalttığı bir ortamdır halı sahalar.

03 10 2009

Apartmanda Darbe


Askerdeyken kendini askerliğe kaptırmış rütbelilerin sivile nasıl adapte olabildiklerini merak ederdim. Günde kendine 10 kez dikkat çekilen bir albayın, mahellenin sünepe, müşteri sklemez bakkalıyla olan münasebeti ilginç geliyordu bana.

Haber İstanbul Akatlar'dan. Emekliye ayrılan bir albay, apartman yönetiminin yetersizliğini öne sürererek, “Küçük olsun, ama artık olsun”niyetiyle apartmanda darbe yapmış.

"Posta kutularına “1971 Yönetimi” damgalı mektup bırakan Dölarslan yönetime el koyduğunu duyurdu: Hiçbir hizmet yürümüyor. Kimse sesini çıkarmıyor. Yönetimi devraldım"

Engin Ardıç'tan emekli asker modeli:
'Emekli albay Hüsamettin Tambay'

01 10 2009

Yandaki Şarkı >>

Oasis/The Importance of being Idle

-Britrock'ı nasıl bilirsiniz?
- Coldplay'se mıy mıy, Oasis gelince mesele değişir.

30 09 2009

Yaş 50... Yolun Neresi Eder?


Fransız Yeni Dalga akımının 50. yaşı hatrına 24-28 Ekim arasında Fransız Kültür merkezi etkinlikleri...

Godard bizimdir, dalgası da bizimdir diyenlere...

29 09 2009

Basın


# Telaşa mahal yok, Roll kapanmıyor. Durmak yok sarardıkça güzelleşmeye devam.
-
# Şamil Tayyar, Mehmet Bekaroğlu'na 'sen kimsin lan' dedi. Zaman'dan Ekrem Dumanlı tasfiye olacak gazeteciler diye bi liste yaptı. Gerçek Hayat dergisi muhafazakar basında kibir mi var diye yüklendi.
-
#Böyle tane tane yazınca daha çok okunulduğu bir gerçek. Ahmet Hakan'ın çok okunmasının başlıca nedenlerinden birisi bu şekilde yazmasıdır. İnanmazsanız Ahmet Hakan'a sorun, babası müftüdür yalan söylemez.
-
#Akşam'dan Serdar Turgut'u severim. Kıyak adamdır. Ne kıyağını gördünkü lan diyebilirsiniz, doğrudur. Akşam'ın genel yayın yönetmenliğinden alınmasına rağmen bunu ego meselesi yapmayıp, yine Akşam'da yazmaya devam etmesi mühim hadise. bence.
-
# Yerel seçimlerin öncesinde hurriyet.com.tr'den Fatih Çekirge, Kemal Kılıçdaroğlu'nun Taksimde yürüyüşüne katılmış, sonra sitede bunu, Gandhi'nin yürüyüşüne benzetmişti. Kılıçdaroğlu fiziken Gandhi'ye benziyor, Gandhi gibi sümsük tipli falan ya, hani Doğan grubu bi de tarafsız ya... Kılıçdaroğlu eşittir toplum önderi Gandhi, iteklemeleri... Herkes yandaşken, Doğan grubu bağımsız, anadan doğma üryan biçiminde saf. İşte böyle bir bağımsızlık ve saflık mücadelesi onların ki de.
-
# Hani bazı maçlar vardır, 0-0 biter ama akşam yine özetleri izlemek istersin. Yıldırım Türker öyle bir adam. Okuduklarının yarısından fazlasına katılmazsın ama okumaktan da acaip zevk alırsın. Öyle bir adam işte Yıldırım Türker.
-
# Kanal7.com'da Akp'ye oy vermeyen toptur konu başlıklı haberi yakındır. En fazla bir seçim vadesi kadar.
-
# Taraf başyazarı Ahmet Altan Uluslararası Leipzig Medya ödülünü aldı.
-
# Eşekler adam olur, Ahmet Hakan adam olmaz...
-
#Taraf'tan Gökhan Özgün mürekkebim bitti dedi, yazmayı bıraktı. Böyle adamlar vardır. Kıymetlidirler, ama hep bi an gelip gidecek diye endişe duyarsın. Hiç sektirmezler, çekip giderler.

A Roma la Lazio c'è Solo la Lazio!


28 09 2009

Kyrenia'da Bohem


Askerden döndüm, cemiyette pişiyorum şimdi. Milletin tatilinin bittiği yerde benimki başlıyor. Türkiye'de yer yer kar var, Canoğlan İstanbul'da kat kat giyiyorum diyor. Ben hali hazırda şortla yazıyorum bu yazıyı, tişörtümü de çıkarabilecek kıvamdayım, hava da zeminde müsait. Dün yazacaktım bunları ama deniz buna elvermeyecek kadar güzeldi. Bunları okuyup bana küfreden çıkabilir, olsun. Askerdeyken Bodrum'dayım heheh diye mesaj atanlar oturup içlensinler yazdıklarıma. heheh


Henüz 'Güneşli Pazartesiler' gibi bir cemiyet baskısı durumlarına falan gelmeden 'sınırsız sorumsuzluk' günlerimi geçiriyorum. Yurt genelinde buna baba parası yemek diyorlar. Olsun babam da para b.k, onu tüketiyorum. Bitmez gibi, kumara vermem lazım kendimi. Bohemse dibine kadar.

Bana, 'ee ne iş düşünüyorsun' diyorlar, yok valla bişey düşünmedim diyorum. 'Askerde düşünecek vaktin olmuştur' diyorlar, yok valla askeriyede çavuşluk çok s.kik bir rütbe, altındakini de üstündekini de konsolide etmek gibi bir çaba içindesin, yani kendini düşünemeyecek kadar kafan başka şeylerle meşgul...


Bende ilerleme var, hissediyorum. Eskiden küfürlere sansür koymazdım, şimdi noktalama falan yapıyorum.

İnsan Ankara'dayken her yeri özlermiş, buraların Ankara'sı Nicosia'da da durum farklı değil. Nicosia'ya gidişin Kyrenia'ya dönüşü güzel.

27 09 2009

Masumiyet Karinesi


Ekin

23 09 2009

Ben Gideyim Yol Gitsin...Ben Gideyim Yol Gitsin