Bundan 5 yıl önce falan trende Mehmet Altan'ın 'Kıbrıs Diye bir Ada' kitabını okuyordum. Yanımda oturan subay emeklisi biz Kıbrıs'ta savaşırken Altan kardeşler viskilerini yudumluyordu diye çıkıştı. Bana mı çıkıştı Altan kardeşlere mi bilmiyorum..



Bundan 5 yıl önce falan trende Mehmet Altan'ın 'Kıbrıs Diye bir Ada' kitabını okuyordum. Yanımda oturan subay emeklisi biz Kıbrıs'ta savaşırken Altan kardeşler viskilerini yudumluyordu diye çıkıştı. Bana mı çıkıştı Altan kardeşlere mi bilmiyorum..



Vois Sur Ton Chemin / Les ChoristesGazeteyi yere serdik, üstünde yemek yiyeceğiz. Spor sayfası üste gelecek şekilde serdik ki yemek yerken saifeyi hatmedelim. Sayfada Ümit Özat var. Büyük teknik direktör olacam diyor. Arkadaşla hemfikiriz, 'evet isterse olur' . Ben Ümit Özat'ın iş ahlakının sağlamlığından dem vuruyorum. Abi Ntv'ye aç spor haberleri vardır muhabbetleri dönüyor.
Ntv'de spor haberlerinde tesadüf Ümit Özat var. Ölümden dönen Ümit Özat...
Allah uzun ömürler versin kaptanım, büyük kaptanım...
Ben küçükken mahallede Ümit'e Ümüt derlerdi...
Koko'yu evlendirdik. Lumpen ağzıyla diyecek olursak Koko bizim kankamız. Gelin Şeyda Hanımı da uzun zamandır tanıyoruz. Hafızamı yokladım. Koko Şeydayla bizimle beraberken tanışmıştı. 4 yıl falan öncesine denk geliyor bu. O zamanlar bizim tayfada Serengeti'de doğal yaşam gibiydi herşey. Volki'yi falan hatırlıyorum herşeye atlarlardı. Neyse konu bu değil...
Koko'yu evlendirdik ama düğün gecesinden fotoğrafçı kabusuyla ayrıldık. 'En iyi arkadaşlarından birisi evlenmiş, sen düğün salonu fotoğrafçısını mı konuşuyorsun ayıp' diyebilirsiniz ama beni bi dinleyin.
Düğün fotoğrafçısı diye tanımladığım yamyam, damadın sağdıçları kontenjanından tüm gece boyunca bizim masayı söğüşlemeye uğraştı. Şükür düğün havasından erken sıyrılıp olm şu fotoğrafçı olacak dallamayla göz göze gelmeyin telkinlerinden bulundum arkadaşlara. Ne zaman göz göze gelsek elinde fotoğrafla damladı pezevenk çünkü. 40 kuruşa malettiği fotoğrafları 6 ytlye satıyor düğün havasından almıyorum diyende yok zaten.
Ama ben almadım, hatta çektiklerinin bir kısmını hacılayıp zınnık koklatmadım lavuğa.
Sizde düğün salonlarında, cemiyetlerde böyle kan emicilere söğüşlenmeyin.
Bide hangi statüde olursanız olun şu tek orgla tüm düğün gecesini geçirten düğün salonlarıyla anlaşmayın. Düğün salonuna sorun, orgu yan enstrüman olarak mı kullanıyor yoksa saz,davul,eloktro gitar,akustik gitar,gayda gibi 10 enstrüman yerine mi kullanıyor. Ben bundan sonra katılacağım düğünler için soracağım çünkü..
Bu mutlu gününüzde aranızda görünmek isterim ama...
Şener Eruygur, Mustafa Balbay, Sinan Aygün, Hurşit Tolon
Hepsi sütten çıkmış ak kaşık, pir-ü pak(!) isimler. Mesela bu isimlerden hiç birisi, çok partili dönemden itibaren her 10 yılda bir memleketi 100 yıl geriye götüren darbe mefhumuna yakın isimler değil.
Mustafa Balbay'ın 1 yaşında ki oğluna yapılır mı bunlar değil mi? 2002'den beri darbeye yaltaklıkta Mustafa Balbay mesai tanıdı mı ki sabahın köründe tutuklanınca kıyamet kopuyor? 27 Mayıs darbesinde tüm memlekette ki demokrat partililerin ağzına sıçılırken 1 yaşında çocuğu var diye kıyak geçilen olmuş mudur mesela?
Yassıada'yı ebem mi kurdu? 71'de cuntacılıktan afişe olan İlhan abiniz değil miydi? 80'de önce memleketin ağzına sıçtılar sonrada asker sizden hesap sormadı mı? 28 şubat sizce demokratik darbe miydi? "Gerekirse bazen hukuk dışına çıkılır" diyen dangalakları sizler alkışlamadınız mı?
Şimdi noldu darbe yalakları? Ucu ilk defa size dokununca çok mu koydu?
80 yıl dilediğiniz gibi at oynattınız bi 80 yıl daha oynatacağınızı mı düşündünüz? 80 yıllık cumhuriyette ilk defa mı korku imparatorluğunu yaşıyorsunuz? Peki kaç defa yaşattığınızı biliyor musunuz?
*Şimdi
Faşistler için ağlama zamanıdır.*
tavsiyem;
ağlayın ama yanlız başınıza ağlayın

Beyaz Türk olsam şöyle Coppolalar gibi babalı oğullu poz verirdim. Bende Louis Vuitton kemer olurdu, peder beye de Louis Vuitton koleksiyonunda Burhan Altıntop'un el çantasından varsa şayet, ondan olurdu.
Beyaz Türk olsam tatilimi Antalya'da Rus kenar mahalle kızlarının peşinde koşarak değil, Ibiza sahillerinde geçirirdim. Sermaye düşmanlığı falan yapmazdım. Özal döneminin bütün nimetlerinden istifade edip Özal'a küfretmeyi meslek haline getirmiş moronlardan olmazdım mesela.
İşçilik müessesesiyle zerre miktar empati bağım bile olmadığı halde, bu hükümet işçi düşmanı diye zevzek zevzekte konuşmaz, işçi dostu gibi görünme ikiyüzlülüğü de yapmazdım. Yuppie olsam bir Yuppie'nin sahip olduğu tüm tüketim alışkanlıklarına sahip olurdum ama yuppieliğin getirdiği züppeliğe sahip olur muydum bilmiyorum.
Interpol/Our Love to Admire
'All cops are bastards' ama Serbay Abi hariç. Düğününe kilometreler tepmeye değecek insan kendisi.
Yola çıkılıyor. O yüzden sağlam levazımat gerek.
#Sony Psp Slim, memory stick oyun değil film dolu
#Pull&Bear Tişört
#Sahaftan edindiğim Roll'un Punk'ın 30. yaş sayısı
#Olympus M:Robe mp3 player. 5 gb
#Kravat; İstiklal cad. Atlas pasajı
#Nivea Deodorant
#L'occitane doğal saç bakım kremi
#'Okulsuz Toplum' Ivan Illich
Ben düğün insanı değilim. Düğün salonu ortamından hoşnut olan beri gelsin. Anlatsın neyinden hoşlanılır bu meselenin.
Bundan 50 yıl sonrasını gördüm. Klasik zevkle döşenmiş bir odam, geniş ve ahşap desenli çalışma masam vardı. Birde belirlisiz bir yanlızlık... Rahatsız ediciydi. Bundan 50 yıl sonrasını gördüm. Ürktüm.
Robert Plant Stairway to Heaven'ı yazdığında 23ündeydi. Galler'de bir dağ evinde, 1 saat kadar bir sürede yazdı şarkıyı. Öyle bir şarkıyı yazabilmek için ömrünün tamamını tüketen insanlar var.
"if there's a bustle in your hedgerow
don't be alarmed now.
it's just a spring clean for the May Queen."
Bahar temizlik ayıdır. Temizlikse mayıs kraliçesinedir.
Dişi Kurdun Rüyaları yetim kalır.Bob Dylan'ın Amerika'yı bir uçtan bir uca gezerek, yanına aldığı gitarı ve otlarıyla Rockn Roll'u icat ettiği söylenir.
"Gerçek şu ki bu yaşta yollara düşmüş bulunmaktayım. Amacım Chicago'da blues çalmaktı.
Aylardır Firefox kullanıyorum, hata üstüne hata verip beni dinden imandan çıkardığını bilmem. Uzun zaman sonra Internet Explorer'ı açayım dedim, ilk sitede hata verdi. Bilgisayarın anasını ağlattı.
Orospusun Internet Explorer, orospu!
Türkiye:0 -Portekiz:2

Dünyanın tüm sabahlarından nefret ediyorum. Bünyenin tüm uyan zorlamalarından, uyanmanın uykuya uyguladığı tüm tahakkümlerden... Uykumdan daha ayrıcalıklısı olmasın, hiç birşey yenemesin bu ayrıcalığı istiyorum.
Erken uyanış... Kadıköy'de ki işleri hallettikten sonra Taksim'e geçtim. Niyetim Mecidiyeköy'e gitmekti ama Taksim' kalmaya karar verdim. Koko'yu beklemek için Megavizyon'un kafesine bir miktar dergi ve göz gezdirmek için aldığım kitapla kuruldum. Kurulduğum yer en köşe olunca görece bir hakimiyet avantajı sağlamış oldum sanki. Herkesi görebilme ve gözlemleyebilme hakimiyeti...
Yan masada bana başarısız izlenimi veren 3. sınıf bir futbolcu menejeri. Sıradan bir laptop, gösterişsiz takım elbise, artık devlet dairelerinde bile kullanılmayan ucuz dosyalar... Sürekli yaptığı telefon görüşmelerinden alınan ret cevapları:
-samet ayababayla görüşebilir miyim?
-...
-futbolcu menejeriyim...elimde yetmiş tane futbolcum var.
-...
-peki geldiğinde beni bu numaralardan aramasını söyler misiniz?
Her an seninle konuşmaya başlayabilecek, saatlerce geyikle kafanı ütüleyecek bir potansiyel sahibi görünümünde. Anlık bir göz teması tüm bunları başlatabilir. Neyseki tahammül edebildiğim tek geveze Canoğlan.
Önümdeki masada bi çocuk var. Zaman okuyor, milkshake sipariş etti. 1 saatte ancak 1 bardağı ancak bitirebildi. İlerideki bir masada, salona sonradan gelen yaz günü giydiği mont ve Zara atkısıyla benden küfür yiyen, sürekli yerli dizilerle ilgili telefon görüşmesi yapan, aynı anda laptopunu kullanan ve aperatif tarzı bir şeyler atıştıran, gay kılıklı bir adam var. Kavak Yelleri seneye de devam edecekmiş.
Cam kenarında sigara tüttüren ve dikkatini dağıtmadan kitap okuyan kadın. solumda elektriğe bağladığı ve mağazadan aldığı kitapla ödev yapıyormuş izlenimi veren, bana, tüm ödevi bedavaya getirdi zannı uyanıran kız...
Benim mekanlara karşı kuvvetli bir aidiyet duydum yok. Bir kez gittiğim berbere bir daha gitme, bir kafeyi mesken edinip ölene dek orda pinekleme, 'bizim kasap çok temizdir kırk yıldır eti ordan alırım' hallerinden bahsediyorum. Hiç birine aidiyetim yok, yerleşik hiç bir şeye olmadığı gibi.
Bu yazıya arka fon Fransız komposör Marin Marais'ten Sonnerie de Ste Geneviève du Mont de Paris olsun.
Cenazemde ise Led Zeppelin'den Stairway to Heaven.


