10/9/08

Kıbrıs diye bir ada

Bundan 5 yıl önce falan trende Mehmet Altan'ın 'Kıbrıs Diye bir Ada' kitabını okuyordum. Yanımda oturan subay emeklisi biz Kıbrıs'ta savaşırken Altan kardeşler viskilerini yudumluyordu diye çıkıştı. Bana mı çıkıştı Altan kardeşlere mi bilmiyorum..

Aradan 5 yıl geçti, ben Kıbrıs'a gittim. Ne gördüm ne işittiysem burdadır. Sadece yiyip içtiklerim bana kalacak.

Kıbrıs, hamasetin dibine vuranlarla ver-kurtulcu laçkalığının keyfine bırakılmayacak kadar mühim bir adaya benziyor. Türkiye'nin üstünde hem siyasi hem de ekonomik olarak büyük bir yük olduğunu bir de ben hatırlatayım. Ebesinin nikah memurunun maaşına kadar Türkiye ödüyor. Türkiye'de 1 ebesinin nikah memururun gördüğü işi oranın kendine has bürokrasisinin 3 kişiyle gördüğünü varsayarsak ne derece külfetli bir yer onu da siz hesap edin.

Pek şaşırtıcı olmayacak şekilde adadaki Türkler 2ye bölünmüş vaziyette. 74 hareketından sonra adaya taşınan Türkiye Türkleri ve Kıbrıs'ın yerli Türkleri olarak..
Sizin şehir efsanesi türünden duyduğunuz 'olum bu Kıbrıslılar Rumlar'ı bizden daha fazla seviyormuş' cümlesinde özne olan Kıbrıslılar adanın yerli Türklerini oluşturuyor. Ve Türkiye'den çok hazzettiklerini söylemem. 14bin dolarlık milli gelir düzeyi ve her evde 3 araba gibi refah seviyesinin getirdiği bir rahatlık, boşvermişcilik, ulusalcı algılamada yansıdığı türden bir ver-kurtulculuk anlayış var. Ebesinin nşkah memurunun bile maaşını bizden giderken, bize karışmayın sesleri de garip bi nankörlük anlayışı. Kıbrıs yerlileriyle sonradan göçen Türkler birbirlerini pek sevmezler. Mesele referandum döneminde adaya ülkücü yığmakla halledebilecek kadar basitte değil. 74'te harekatı yapıp üstüne yatmışız. Şimdi ada üstünde insiyatif bile sağlayama zaafiyetimiz var. 5 km aralıkla kışla dikincede bölgenin tek hakimi olamıyorsun.

Ben ordayken gazeteler, tvler yazın Kıbrıstan Türkiye'ye Kuran öğrenmeye gönderilen öğrencilerin haberleriyle çalkalanıyordu. Velilerinin vekaletnamesi alınarak, Türkiye büyükelçiliği vasıtsasıyla Türkiye'ye yaz Kuran kurslarına gönderilen öğrenciler irticayı hortlartmış adada. Şimdi gönrederen razı, giden razı size giren çıkan ne dallamalar diye anlamlı bir soru sorabilirsiniz ama adada bu durumlar bizden daha gürültülü. Bu tür öküzleri Türkiye'den de tanıyorsunuz. Ama ben adada adres olarak yıllarca adadaki Türk varlılığının tek nerdeyse tek nedeni sayılan Denktaş'ı göstereyim. Filistinde 10 yaşındaki veletlerin sapan taşlarıyla ülkelerini savunma güdüsünde olmalarıyla, Kıbrıslı gençlerin koyvermişim rahatlığını da Denktaş'a sorun. Adayı kim parsellemiş, bakanlıklardaki memurlar hangi aileden diye sorun size yine aynı kapıyı gösterecekler. Kıbrıs Türkünün medarı iftarı...

Bide Kıbrıs hayatımda gördüğüm en hareketsiz, en atıl memleket. Yanyana gezen 5 kişi yok, yok yok. Sokaklar boş, dükkanlar boş. Denize giren bile yok. Ama siz İstanbul'da fırtınayla boğuşurken ben cıbıl cıbıl denizde yüzüyordum. Severim ben böyle adaleti.

10/6/08

Aliya

9/13/08

Biz hayat süren leşler

Into the wild diyorsun ama bir aksiyon göremiyoruz, ne iş? diyenlere inat, yaşasın hayat.
'Akıl olmazların zoru içinde, üstüste sorular soru içinde' yola çıktık. Şehr-i İstanbul'dan 200-250 km kadar yol yaptık, sonra da 42 kmlik bi yola saptık. 42 kmlik yolun 1 kilometresi asfalt geri kalanı stabilize. 10 defa indik 20 defa çıktık, sonuçta vardık. salon/mutfak/yatak odası
Bizi haşmetlü devletümüzün orman muhafızı karşıladı. (Bu memur daha sonraki günlerde bizle suyu iyice kaynattıktan sonra kamp alanındaki her çadırın dedikodusunu yaptı tek tek). Hakanthesaint mühendis kafasını çalıştırmış, gelmeden önce çadır nasıl kurulur denemesini yapmış evde. Akşam karanlığında, elde çadır direkleri bunlar acaba nereye girecek acemiliğinden, 10 dakikada itinayla kompleks çadır pratikliğine aktık hemen .

wake up and smell the menemen

Memur Bey geceleri ayı falan gelir mi diye sorduk. Çünkü ortam fazlasıyla müsait. Gelir ama zararsızdır dedi. Bizde rahatladık haliyle. Gelse bile zararsız bir ayıyla karşılaşmanın naturalizmini sonuna kadar sömürmüş olacaktık. Bide ayı karşısında ölü taklidi yapmanın işe yarayıp yaramayacağını bilecektik.
Cep telefonu çekmiyor. Oh Dios mio! Ve şehir ışıkları da yok. Yıldızlar hiç bu kadar inanılmaz görünmemişti, hiç bu kadar milyonlarca görünmemişti. Dios mio!
stairway to heaven

Adımımı attığım andan itibaren zaman kavramını alaşağı edesim var. Saat kaç bilmek istemiyorum. Niye bileyim? Ne işime yarar? Malak gibi yayılıyorum çadırıma, kaçta yatıyor kaçta kalkıyor farkında değilim. Farkında olasım yok. Farkındalığını yiyeyim.
seks ikonu olmaya ramak kala seksapeli bozan siyah terlikler

Şimdi kamp olayı, sabahın köründe kalkıp 10 kilo fotoğraf makinası merceği, 20 kilo tripod yüklenip, 3-5 börtü böcek çekecem diye dağ bayır kabir azabı çekmek değildir. En azından alternatiflerinin olabileceğini de gösterdim. Öğlene kadar çadırdan çıkmamak, ancak canı sıkılırsa veya ayrılmaya yakın kaşif yanı tutup 200-300 metre açılmak, sadece Cengiz Aytmatov okumakta pek ala alternatif olabilir. Ben yaptım oldu.

ne pejmürde adamım lan ben? Tüm kampı tek tişörtle geçirmişim

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su:
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek:
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
N.F.K

Yandaki şarkı >>

Vois Sur Ton Chemin / Les Choristes

Blogu okuyan herkesin Fransızca bildiğini varsayarak...
vois sur ton chemin
gamins oubliés égarés
donne leur la main
pour les mener
vers d'autres lendemains

sens au coeur de la nuit
l'onde d'espoir
ardeur de la vie
sentier de gloire

bonheurs enfantins
trop vite oubliés effacés
une lumière dorée brille sans fin
tout au bout du chemin

sens au coeur de la nuit
l'onde d'espoir
ardeur de la vie
sentier de la gloire

at, avrat, SİLAH

Toshiba Qosmio F50 Series

at, AVRAT, silah

Sophie Marceau
"Fransızca bir dizenin sonunda gözyaşı gibi parlak"

AT, avrat, silah

Ford Mustang /1967

8/30/08

Ümüt Özat

Gazeteyi yere serdik, üstünde yemek yiyeceğiz. Spor sayfası üste gelecek şekilde serdik ki yemek yerken saifeyi hatmedelim. Sayfada Ümit Özat var. Büyük teknik direktör olacam diyor. Arkadaşla hemfikiriz, 'evet isterse olur' . Ben Ümit Özat'ın iş ahlakının sağlamlığından dem vuruyorum. Abi Ntv'ye aç spor haberleri vardır muhabbetleri dönüyor.
Ntv'de spor haberlerinde tesadüf Ümit Özat var. Ölümden dönen Ümit Özat...
Allah uzun ömürler versin kaptanım, büyük kaptanım...

Ben küçükken mahallede Ümit'e Ümüt derlerdi...

8/17/08

il duce


Allah belanı versin!

8/1/08

Axel de yorulur.

İzmir'e gidiyorum. Ayaklarımın altından geçmiş onca şehirden en sevdiğim olanına. Gavur İzmir'e.. Başbakanın dediğinin aksine, batının hem ilmini aldım hemde ahlakını yüklendim, öyle gidiyorum İzmir'e. Gavurlaşmaya gidiyorum...

7/20/08

Bana herşey 'git' diyor


David Henry Thoreau: "Bana aşk, para, inanç, şöhret, adalet yerine gerçeği verin."

7/18/08

Düğün

Koko'yu evlendirdik. Lumpen ağzıyla diyecek olursak Koko bizim kankamız. Gelin Şeyda Hanımı da uzun zamandır tanıyoruz. Hafızamı yokladım. Koko Şeydayla bizimle beraberken tanışmıştı. 4 yıl falan öncesine denk geliyor bu. O zamanlar bizim tayfada Serengeti'de doğal yaşam gibiydi herşey. Volki'yi falan hatırlıyorum herşeye atlarlardı. Neyse konu bu değil...

Koko'yu evlendirdik ama düğün gecesinden fotoğrafçı kabusuyla ayrıldık. 'En iyi arkadaşlarından birisi evlenmiş, sen düğün salonu fotoğrafçısını mı konuşuyorsun ayıp' diyebilirsiniz ama beni bi dinleyin.
Düğün fotoğrafçısı diye tanımladığım yamyam, damadın sağdıçları kontenjanından tüm gece boyunca bizim masayı söğüşlemeye uğraştı. Şükür düğün havasından erken sıyrılıp olm şu fotoğrafçı olacak dallamayla göz göze gelmeyin telkinlerinden bulundum arkadaşlara. Ne zaman göz göze gelsek elinde fotoğrafla damladı pezevenk çünkü. 40 kuruşa malettiği fotoğrafları 6 ytlye satıyor düğün havasından almıyorum diyende yok zaten.
Ama ben almadım, hatta çektiklerinin bir kısmını hacılayıp zınnık koklatmadım lavuğa.

Sizde düğün salonlarında, cemiyetlerde böyle kan emicilere söğüşlenmeyin.
Bide hangi statüde olursanız olun şu tek orgla tüm düğün gecesini geçirten düğün salonlarıyla anlaşmayın. Düğün salonuna sorun, orgu yan enstrüman olarak mı kullanıyor yoksa saz,davul,eloktro gitar,akustik gitar,gayda gibi 10 enstrüman yerine mi kullanıyor. Ben bundan sonra katılacağım düğünler için soracağım çünkü..
Bu mutlu gününüzde aranızda görünmek isterim ama...

Skinhead olmak...

veled-i skinhead

Lise 2'deydik. Okuldan 5 kişi tenefüste karar alıp, o günün akşamında hep beraber saçımızı 3 numara kestirmiştik . Ertesi gün hocalar hemen eve haber uçurmuşlar, Peder beyde akşam karşısına alıp, oğlum neyi protesto ediyorsunuz diye sormuştu. Ana dilde eğitim, halkların kardeşliği, çarpık kentleşme falan demedim tabi. Birşey protesto ettiğimiz de yoktu. Sadece keyfçilik müessesi namına yapmıştık.
Saçı 3 numara kestirdik, hatıra fotoğrafı çektirdik, okulda herkes bizi konuştu, okul idaresi ifrit oldu, diğer arkadaşlar tavuk götüne döndüklerini düşündükleri için çabuk pişman oldular ama ben 2 yıl falan 3 numara takıldım. Sonra üniversite ortamına böyle apaçi tarz yakışmaz deyip uzattık. Olmadı tabi...

Niye olmadı?
Tüm hayatı boyunca saç tarama edimine karşı müthiş bi antipatisi olan, tembellik besleyen birinin yapacağı iş olmamalı saç uzatmak. Sonra hayatında saçını 1 kereli taralı olarak gördüğüm Kefeli bile alay eder hale geliyor seninle. Koray'ın düğününe gideceğim sabah uyanıp saçım düğünde nasıl olmalı diye endişe beslerken, afedersiniz sokarım tüm estetik kaygılarıma deyip sabah vakti berbere dayandım. o da benim saçlara dayadı saç kesme makinasını...

Artık her sabah saçlarımı nasıl tarasam derdi yok, nasıl sağlıklı görünür derdi yok, ne sürsem acaba?, bişey sürsem mi yoksa mısır püskülü gibi çıksam derdi yok...
Skinhead olmak varmış.
Dünyanın en büyük mutluluğu buymuş.

7/11/08

Eva Green ve Amerikan Kırosu

basketbol takımı şapkası/yay bıyık/kırmızı surat

Ard arda 10 tane Eva Green postu yazabilirim bloga. Blog tapulu malum ya ondan. Hem Eva Green de bu tapulu malı dibine kadar sömürebilecek birisi.

It's Fashionable Life #8

Eva Green

7/7/08

Redd

Elbiselerini kaldırıp bana yer açarken,
onu izliyordu gözlerim çok güzeldi.
Radyoyu açıp durumu uygun bir kanal buldum
Bir içki ister misin diye sordu

7/3/08

"Ülkenin temiz ve sevilen insanları"

Şener Eruygur, Mustafa Balbay, Sinan Aygün, Hurşit Tolon

Hepsi sütten çıkmış ak kaşık, pir-ü pak(!) isimler. Mesela bu isimlerden hiç birisi, çok partili dönemden itibaren her 10 yılda bir memleketi 100 yıl geriye götüren darbe mefhumuna yakın isimler değil.
Mustafa Balbay'ın 1 yaşında ki oğluna yapılır mı bunlar değil mi? 2002'den beri darbeye yaltaklıkta Mustafa Balbay mesai tanıdı mı ki sabahın köründe tutuklanınca kıyamet kopuyor? 27 Mayıs darbesinde tüm memlekette ki demokrat partililerin ağzına sıçılırken 1 yaşında çocuğu var diye kıyak geçilen olmuş mudur mesela?
Yassıada'yı ebem mi kurdu? 71'de cuntacılıktan afişe olan İlhan abiniz değil miydi? 80'de önce memleketin ağzına sıçtılar sonrada asker sizden hesap sormadı mı? 28 şubat sizce demokratik darbe miydi? "Gerekirse bazen hukuk dışına çıkılır" diyen dangalakları sizler alkışlamadınız mı?

Şimdi noldu darbe yalakları? Ucu ilk defa size dokununca çok mu koydu?
80 yıl dilediğiniz gibi at oynattınız bi 80 yıl daha oynatacağınızı mı düşündünüz? 80 yıllık cumhuriyette ilk defa mı korku imparatorluğunu yaşıyorsunuz? Peki kaç defa yaşattığınızı biliyor musunuz?

*Şimdi
Faşistler için ağlama zamanıdır.*

tavsiyem;
ağlayın ama yanlız başınıza ağlayın

6/30/08

Louis Vuitton & Coppola


Beyaz Türk olsam şöyle Coppolalar gibi babalı oğullu poz verirdim. Bende Louis Vuitton kemer olurdu, peder beye de Louis Vuitton koleksiyonunda Burhan Altıntop'un el çantasından varsa şayet, ondan olurdu.
Beyaz Türk olsam tatilimi Antalya'da Rus kenar mahalle kızlarının peşinde koşarak değil, Ibiza sahillerinde geçirirdim. Sermaye düşmanlığı falan yapmazdım. Özal döneminin bütün nimetlerinden istifade edip Özal'a küfretmeyi meslek haline getirmiş moronlardan olmazdım mesela.
İşçilik müessesesiyle zerre miktar empati bağım bile olmadığı halde, bu hükümet işçi düşmanı diye zevzek zevzekte konuşmaz, işçi dostu gibi görünme ikiyüzlülüğü de yapmazdım. Yuppie olsam bir Yuppie'nin sahip olduğu tüm tüketim alışkanlıklarına sahip olurdum ama yuppieliğin getirdiği züppeliğe sahip olur muydum bilmiyorum.

6/27/08

Yandaki şarkı >>

Interpol/Our Love to Admire
***

Pace is the Trick


You can't hold it too tight
These matters of security
You don't have to be wound so tight
Smoking on the balcony
But it's like sleaze in the park
You women you have no self-control,
We angels remark outside
You are known for insatiable needs
I don't know a thing

I've seen love
And I follow the speed in the starlight
I've seen love
And I follow the speed in the starswept night

Yeah pace is the trick
And to all the destruction in man

Well I see you as you take your pride, my lioness
Your defences seem wise I cannot press
And attentions at demise, my lioness
Can't you hurt it some, think I hurt it

I've seen love and I follow the speed in the starlight
I've seen love

And I follow the speed in the starswept night
And now I select you,
Slow now I let you
See how I stun, see how I stun
Now I select you, slow now I bet you
See how I stun, see how I stun

and to all the destruction in man
and to all the corruption in my hand...

And now I select you,
Slow now I let you see how I stun, see how I stun
Now I select you, slow now I bet you see how I stun, see how I stun
Now I select you,
Slow now I let you, see how I stun, see how I stun
Now I select you, slow now I let you
I always follow the speed in the starswept night

6/23/08

Yol Levazımatı


'All cops are bastards' ama Serbay Abi hariç. Düğününe kilometreler tepmeye değecek insan kendisi.
Yola çıkılıyor. O yüzden sağlam levazımat gerek.

#Sony Psp Slim, memory stick oyun değil film dolu
#Pull&Bear Tişört
#Sahaftan edindiğim Roll'un Punk'ın 30. yaş sayısı
#Olympus M:Robe mp3 player. 5 gb
#Kravat; İstiklal cad. Atlas pasajı
#Nivea Deodorant
#L'occitane doğal saç bakım kremi
#'Okulsuz Toplum' Ivan Illich

Ben düğün insanı değilim. Düğün salonu ortamından hoşnut olan beri gelsin. Anlatsın neyinden hoşlanılır bu meselenin.

Gördüm ve ürktüm

Bundan 50 yıl sonrasını gördüm. Klasik zevkle döşenmiş bir odam, geniş ve ahşap desenli çalışma masam vardı. Birde belirlisiz bir yanlızlık... Rahatsız ediciydi. Bundan 50 yıl sonrasını gördüm. Ürktüm.

6/14/08

Mayıs Kraliçesi

Robert Plant Stairway to Heaven'ı yazdığında 23ündeydi. Galler'de bir dağ evinde, 1 saat kadar bir sürede yazdı şarkıyı. Öyle bir şarkıyı yazabilmek için ömrünün tamamını tüketen insanlar var.

"if there's a bustle in your hedgerow
don't be alarmed now.
it's just a spring clean for the May Queen."

Bahar temizlik ayıdır. Temizlikse mayıs kraliçesinedir.

6/12/08

Gün olur Aytmatov'da ölür.

6/9/08

It's Fashionable Life #7

Johnny Depp

Hulusi Abi

yazıdaesasoğlan

Mehmet Yakup Yılmaz
diye birisi var. Ntv'de 90 dakika programında futbol yorumculuğu yapıyor. Bizim mahallenin kıraathanesinden Hulusi Abi'yi aynı ekrana çıkarsak, önce biraz kameralara alışsa, sonra da Hıncal'a, 'o fular ne lan, godoşmusun' diyerek saldırmama eğilimi gösterebilse programın konsepti olan futbol namına Mehmet Y. Yılmaz'dan daha iyi şeyler konuşacağını biliyorum.
Kahvede arasıra onu o esnada oynanan futbol ve futbolcuların anneleri hakkında yorumlarını dinliyorum birde tvde Mehmet Y. Yılmaz'ın yorumlarını... Kahvede olan kahvede kalıyor ama; memleketin Mehmet Y. Yılmaz'ı eşi bulunmaz futbol yorumcusu kontenjanında izlemek zorunda kalması neyin nesi onu anlayamıyorum. Mehmet Y. Yılmaz'ın Türkiye'nin Hürriyet'te ebesinin nikahı kadar bir köşesi var. Oraya da yazıyor. Bakıyorum yıllardır aynı cenahta Ahmet'te aynısını yazıyor, Mehmet'te. Ne bir, okununca tadı kalan üslup var ne mizahi yoğunluk ne de bi enformasyon bolluğu...

Can Ataklı var sonra. En son Vatan'da okuduğumda ortalıkta gani gani dolaşan bir forward maili eklemişti köşesine, ki bununda ebesinin nikahı kadar köşesi var. Hükümetin Cem Uzan'ın defterini dürdüğü zamanlarda Star Haberin başındaydı. Muhtemelen Cem Uzan cepten haber başlıklarını yolluyordu, Can'da akşam haberlerinde okuyordu. Bir ara kendini artık ne zannettiyse Cem Uzanla hükümet arasında arabulucu rolüne yerleştirdi, yüzüne bakan olmadı tabi. Bir ara köşesinde Genç Siviller için 'İslamcı Gençler' diye yazmıştı. Bir mandayı çok değil bi
bir defalığa mahsus herhangi bir Genç Siviller organizasyonu arasında otlanmaya bıraksan değil islamcılığın islami nosyonun bile ağır kaçacağını farkeder. Can Ataklı bunu farkettiğinde 'ha bunlar tikky gençlermiş' diye benim bir mandayla mukayesinin yaptığım aklınca güya dalgasını geçiyordu.
Ben Can Ataklı'yı tvde izlediğimde 20li yaşlarımın başındaydım, onu izlerken gelecekte yaptığım işle bu kadar rezil olmamak için temennilerde bulunuyordum . Şimdi 24 yaşındayım, temennilerim ergenlik ukalalığı olmadığını görüyorum.

Mehmet Y. Yılmaz veya Can Ataklı... Bunların isimleri çok kayda değer değil. Kayda değer bulunması gereken bunların düşünce yapıları, kendigillerle oluşturdukları populasyon türü, her türlü iş bağlantıları v.s Bu düşünce yapısı bir metafor çünkü.
Nasıl bu hale geldiler? Nasıl her köşe başını parselleyebildiler? O zaman belki, hiç bir fikir nüvesi taşımayan, yılları yılı kendini tekrar eden, ne bir üslup ne de bir mizahi yoğunluk taşıyan adamların nasıl olupta buralara kadar geldiğini anlayabiliriz. Pek ala çok sağlam bir eğitim süreci sonuncunda buralara geldikleri kanısına varılabilir ama aynı eğitim türünden geçen Engin Ardıç'ın neden bunlar gibi olmadığı veya reklamcı kökenli Gökhan Özgün'ü neden bunlarla aynı kefeye bile koyamacağımız gerçeğini ne tarafa sıkıştıralım?

Hali hazırda Bekir Çoşkun'un 0-6 yaş grubuna hitap eden yazılarına burun kıvırabiliriz ama ona çok güzel yazan yazıyor diyende bizimle aynı yazıyı okuyor.

6/8/08

I'm not There

Bob Dylan'ın Amerika'yı bir uçtan bir uca gezerek, yanına aldığı gitarı ve otlarıyla Rockn Roll'u icat ettiği söylenir.

Bu Bob Dylan'ın hikayesidir.
"Gerçek şu ki bu yaşta yollara düşmüş bulunmaktayım. Amacım Chicago'da blues çalmaktı.
Bu da 45 yıl
öncesine tekabül ediyor."

6/7/08

Çatacak yer...

Aylardır Firefox kullanıyorum, hata üstüne hata verip beni dinden imandan çıkardığını bilmem. Uzun zaman sonra Internet Explorer'ı açayım dedim, ilk sitede hata verdi. Bilgisayarın anasını ağlattı.
Orospusun Internet Explorer, orospu!
Türkiye:0 -Portekiz:2

6/4/08

Cenazende ne çalsın istersin?


Dünyanın tüm sabahlarından nefret ediyorum. Bünyenin tüm uyan zorlamalarından, uyanmanın uykuya uyguladığı tüm tahakkümlerden... Uykumdan daha ayrıcalıklısı olmasın, hiç birşey yenemesin bu ayrıcalığı istiyorum.

Erken uyanış... Kadıköy'de ki işleri hallettikten sonra Taksim'e geçtim. Niyetim Mecidiyeköy'e gitmekti ama Taksim' kalmaya karar verdim. Koko'yu beklemek için Megavizyon'un kafesine bir miktar dergi ve göz gezdirmek için aldığım kitapla kuruldum. Kurulduğum yer en köşe olunca görece bir hakimiyet avantajı sağlamış oldum sanki. Herkesi görebilme ve gözlemleyebilme hakimiyeti...

Yan masada bana başarısız izlenimi veren 3. sınıf bir futbolcu menejeri. Sıradan bir laptop, gösterişsiz takım elbise, artık devlet dairelerinde bile kullanılmayan ucuz dosyalar... Sürekli yaptığı telefon görüşmelerinden alınan ret cevapları:
-samet ayababayla görüşebilir miyim?
-...
-futbolcu menejeriyim...elimde yetmiş tane futbolcum var.
-...
-peki geldiğinde beni bu numaralardan aramasını söyler misiniz?
Her an seninle konuşmaya başlayabilecek, saatlerce geyikle kafanı ütüleyecek bir potansiyel sahibi görünümünde. Anlık bir göz teması tüm bunları başlatabilir. Neyseki tahammül edebildiğim tek geveze Canoğlan.

Önümdeki masada bi çocuk var. Zaman okuyor, milkshake sipariş etti. 1 saatte ancak 1 bardağı ancak bitirebildi. İlerideki bir masada, salona sonradan gelen yaz günü giydiği mont ve Zara atkısıyla benden küfür yiyen, sürekli yerli dizilerle ilgili telefon görüşmesi yapan, aynı anda laptopunu kullanan ve aperatif tarzı bir şeyler atıştıran, gay kılıklı bir adam var. Kavak Yelleri seneye de devam edecekmiş.
Cam kenarında sigara tüttüren ve dikkatini dağıtmadan kitap okuyan kadın. solumda elektriğe bağladığı ve mağazadan aldığı kitapla ödev yapıyormuş izlenimi veren, bana, tüm ödevi bedavaya getirdi zannı uyanıran kız...

Benim mekanlara karşı kuvvetli bir aidiyet duydum yok. Bir kez gittiğim berbere bir daha gitme, bir kafeyi mesken edinip ölene dek orda pinekleme, 'bizim kasap çok temizdir kırk yıldır eti ordan alırım' hallerinden bahsediyorum. Hiç birine aidiyetim yok, yerleşik hiç bir şeye olmadığı gibi.

Bu yazıya arka fon Fransız komposör Marin Marais'ten Sonnerie de Ste Geneviève du Mont de Paris olsun.

Cenazemde ise Led Zeppelin'den Stairway to Heaven.

6/3/08

Once again 'The Cranberries'

6/2/08

Rahatsız edici gerçek, rahatlatıcı yalandan iyidir.


Paolo Di Canio: "Francesco Totti'ye Ortadoğu hakkında soru sorarsanız, orta sahanın doğusundan bahsettiğinizi sanır."

Paolo Di Canio dünya görüşüne gelene kadar en sevdiğim futbolcuların başında gelir. Bir Aykut'la, bir Rıdvan'la eşdeğerdir benim için. Di Canio sadece futbolcu olmakla yetinmemiş, aynı zamanda tutkulu bir taraftar olduğu için en beğendiğim futbolcudur. Del Piero Mtv'nin gecesine takım elbise ile katılırken Di Canio mensubu olduğu taraftar grubu Irriducibili'nin tişörtüyle katılmayı tercih ediyordu. Günahıyla sevabıyla gelmiş geçmiş en arıza futbolculardan Paolo Di Canio'nun 442'ye verdiği söyleşi...