15 01 2012

Ötekiler


Aslen Niğde'li bir un tüccarı olan Yorgo Hacıdimitriadis, 1942'de çıkarılan Varlık Yasası nedeniyle kendine tahakkuk ettirilen borcu ödeyemez ve kendisiyle birlikte borçlarını ödemeyen diğer Gayrimüslimlerle Erzurum Aşkale'de kurulan çalışma kamplarında çalıştırılır. Varlık Vergisi mimarı ise dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu. Varlık vergisi tartışmaları esnasında Yunus Nadi'nin Cumhuriyet gazetesinde çıkan haberler de dönemin atmosferinde medyanın payını açıklayan türden. 31 Ağustos 1942'de Cumhuriyette çıkan bi haber. "İki Yahudi çocuğu Hava Kurumu için toplanan paraları çaldılar."

İskilipli Atıf Hoca 1924'te yazdığı Frenk Mukallitliği ve Şapka kitabı yüzünden, 1925'te yürürlüğe giren Şapka kanunuyla İstiklal mahkemeleri tarafından idam cezasına çarptırıldı.

Bugün adı havaalına verilen, 'manevi kız' Sabiha Gökçen Munzur çayını kana bulayan llk kadın pilot olarak, resmi tarihin gururu. Varlık vergisi sahibi Saracoğlu'nun ismi de Fenerbahçe'nin stadına verildi.

Bunları niye mi yazdım?
'Bir Kubilay için Menemen'i yakan Kemal'i özledim' diyen dangalak gördüm de ondan.

Yorgo Hacıdimitriadis'in Aşkale-Erzurum Günlüğü (1943)

"Un tüccarı Yorgo Hacıdimitriadis, İkinci Dünya Savaşı yıllarında uygulanmış Varlık Vergisi’nin kurbanlarından birisidir. Varlık Vergisi borcunu ödeyemediği için 22 Mart 1943 tarihinde Haydarpaşa’dan trenle Aşkale-Erzurum’daki çalışma kampına yollanmıştır. Erzurum’da kaldığı süre boyunca günlük tutan Hacıdimitriadis’in izlenimleri, Varlık Vergisi’nin bugüne kadar çok az bilinen “çalışma kampları” boyutunu gün yüzüne çıkartmaktadır."

13 01 2012

Ne Yaparsan Yap Bir Hikayesi Olsun

Hangi gazeteyle söyleşi yapmak istersin diye sorsalar aklıma ilk gelen Radikal olurdu.

Farklı sektörlerde çalışan üç arkadaş Asım Duman, Koray Özdemir ve Bilal Arıcı sokak, futbol ve tribün kültüründen öykülerini tişörtlerle anlatıyor. Tişörte taşıdıkları isimler arasında Steve McQueen, Eric Cantona gibi idoller var. 'Sokak markası' diye tanımladıkları Ultras Project'in hikâyesini Asım Duman anlatıyor

Ultras project nedir?
Bağımsız bir sokak markasıyız. Ağırlıklı olarak futbol kültürü, tribün kültürü ve sokak kültüründen esinlendiğimiz ürünler üretiyoruz. İlk koleksiyonumuzu geçen yaz çıkardık. Bir kaç sene önce eBay’den futbol ve taraftarlık kültürüyle ilgili bir tişört sipariş etmiştik. Kalite olarak büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Bu da “Neden kendi istediğimiz ürünleri biz yapmayalım ki” fikrini doğurdu. Mottomuz “Şikâyet etme kendin yap.” Türkiye zaten tekstil cenneti. İki, üç tişört yaptık sonra kataloğumuzu genişlettik. Blog havasında bir internet sitesi yaptık. Ve sitemiz üzerinden çıkış yaptık. Az sayıda basılmış, özel ve herkes gibi giyinmek istemeyenlere hitap ettik. Aldığımız geri dönüşler de çok iyi oldu. İnsanlar bu tip ürünleri ya yurtdışından alıyordu ya da hiç alamıyordu. Tasarımını beğendiğimiz ürünlerin kalite bakımından vasat olması ortaya çıkış nedenlerimizden bir tanesi. Güçlü ve özgün tasarımın mutlaka kaliteli bir kumaş ve baskı türüyle desteklenmesi gerektiğine kanaat getirdik. Başkalarının yapmadığı da buydu aslında.

Röportajdan önce her ürünün bir hikâyesi olduğunu söylediniz...
Evet, biz her ne yaparsan yap bir hikâyesi olmalı diye düşünüyoruz. Her ürünün arka planında bir öykü var. Bu da ürüne değer katıyor. Derdimiz giydiğimiz şeylerin anlam taşıması, bizi anlatan bir şeyler ifade etmesi. Yoksa bir tişörtte anlamsız bir cümle yazdığında hoşumuza gitmiyordu. Biz ürünlerimizde hikâyeler üzerinden gittik.

Ürünleriniz sınırlı sayıda basılıyor değil mi?
100 adedi geçirmemeye çalışıyoruz. Sınırlı sayıda ürün üretmek önemli. Marka değerlerimizden birini de bu teşkil ediyor. Giyindiğimiz şeylerin az kişide olması o ürünü daha anlamlı kılıyor. Biten ürünler konusunda çok talep geliyor ama ikinci partiyi asla yapmıyoruz. Bu tavrın getireceği ticari dezavantajı ileride bol çeşitli koleksiyonlarla giderebileceğimizi düşünüyoruz.

Steve McQueen, Eric Cantona gibi isimlerin tişört ve sweatshirt’lerini yaptınız. Yerli isimler de olacak mı?
En sevdiklerimizden başlayalım dedik. Ben Steve McQueen’i çok severim. Ama Steve McQueen’le ilgili bir ürün bulamıyordum. Diğer markalar yeni yeni getirtiyor. Eric Cantona’yı yaptık. O başlı başına bir futbol kültürü objesi, onu es geçemezdik. Cantona bizim kitlemizin de seveceği bir isimdi. Cantona ürünü yapma fikri Ken Loach’ın ‘Looking For Eric’ filminden sonra aklımıza geldi. Güzel referans oldu bizim için. Türkiye’den isimler de yapılabilir ama biraz sıkıntılı bu işler Türkiye’de. Rıdvan Dilmen, Metin Oktay, Baba Hakkı gibi isimlerle ilgili çalışmalar yapmak isteriz. Futbol kültürü tarafından benimsenmiş isimler ya da alt kültüre ait isimler olabilir. Ama Türkiye’de tescil meseleleri de var. Bu konunun başımızı ağrıtmasını da istemeyiz. Rıdvan’ı yaptığımız zaman bir sıkıntı yaşayabiliriz mesela. Cantona en azından başımızı ağrıtmaz. (gülüyor)

Yeni ürünleri ne zaman gelecek?
Ultras Project bir arkadaşlık projesi şu noktada, hayatımızı idame ettirdiğimiz bir mecra değil. Ayrı işlerimiz var. Ultras Project tutkumuz. Bir arkadaşımız bankacı, biri iletişim sektöründe uzman yardımcısı. Mesaiden çıkıp baskıların başında duruyoruz, kumaş taşıyoruz, tatil günlerimizde sabahın köründe kalkıp tekstilcilere gidiyoruz. Tabii ki ticari bir iş, ürün satıp parasını alıyoruz. Geçen yaz koleksiyonunu ve kış koleksiyonunu biraz önce anlattığım şartlar nedeniyle biraz geç çıkardık. Yenileri bir kaç ay içinde hazır olacak.

Yeni ürünlerde kimler olacak?
Tasarım süreci spontan şekilde gelişiyor. Çok önceden tasarladığımız işler yok. Not defteri taşıyoruz devamlı. Anlık esinlenmelerden oluşuyor tasarımlar. Sonra tartışmasını yapıyoruz. Önümüzdeki sezon için yazar Jack Kerouac var mesela. Kerouac yol metaforu açısından değer verdiğimiz bir isim. Onunla ilgili Türkiye’de bir ürüne rastlamadım. Futbolla ilgili Roberto Baggio, yine Eric Cantona ve bir de geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Socrates ile ilgili bir tişört yapacağız. Alt kültüre, sokak ve tribün kültürüne ait şeyler olacak.
(www.ultrasproject.com adresinde satılan tişörtler 20 ile 60 TL arasında)


31 12 2011

I told my friends your story



One journey for you and it's worth it.
One life with me and it's magic.

26 11 2011

Porque

Benimkisi blogspot altyapısıyla tumblr oynamak gibi. Bi' kaç foto bi' kaç video, altına da 2 satır yazı...

 Turkish Depeche Mode

12 11 2011

Sinemanın Ozanı

Benim az konuşan adama saygım büyük. Terrence Malick az konuşur az film çeker. Stalker'ın tabiriyle sinemanın ozanıdır.


Lacrimosa / Ağlamak

12 10 2011

Great Expectations



Ridiculous Thoughts live in Paris 

Büyük beklentilerimiz bi' Charles Dickens romanı değil...

The Cranberries, 2002'deki toplama Stars albümünden 10 yıl sonra 14 Şubatta Roses albümüyle dönüyor. Gerçi 14 Şubatta tarihi potansiyel bi' çiçek, börtü böcek albümü çağrıştırarak korkutmuyor değil...

Limerick'in zalım çocukları, Allah'ınız varsa ki sapına kadar Katoliksiniz, adam gibi albüm yaparsınız da beklediğimize değer. Ben çocuklarımın da yeğenlerimin de The Cranberriesle büyümesini, bana Ode to My Family türküsü seslendirmesini istiyorum. Bu hakkı verdiniz bizlere, biz de histerikçe isterik..Bi' No Need to Argue gibi albüm hakkımız değil mi önce onu kararlaştıralım.

Dünya Gözüyle The Cranberries

7 Yılın Hikayesi

Rock'n Roll'un Steril Çocukları

18 09 2011

Gitmek

Atalarının izinden, onların yolundan gitmeyi düşündün mü hiç?

"Anatol köklerimizi unuttun mu?"



Cengiz Han'ın İzinde - (O Genghis)