
01 12 2009
30 11 2009
Ahmet Uluçay
25 11 2009
21 11 2009
Açık Hava Fanzini
Alfread J. Sirleaf adlı Liberya'nın kadim punklarından(!) bir arkadaş... 2006'dan beri Daily Talk adında günlük gazete yayınlıyor. Ben amatör ruha atfen fanzin demeyi yeğliyorum. Daily Talk'u standart fanzin ebatı A5 kağıtlarda değil Liberya şartlarına uygun olarak şehir merkezinde bir karatahtada yayınlıyor Sirleaf. Hergün düzenli olarak gelip yazıyor. Öneri kutusu falan koymuş, interaktif çalışıyor yani. Okuması da beleş.
Sirleaf'ın derdi iç savaş sonrası milleti biliçlendirmek. Bunu 'genç subaylar tedirgin' yada 'tehlikenin farkında mısınız' türünde hödük manşetlerle yapmıyor ama. İnternet gazeteciliği yapıyorum diye porno sitesi yapan, twitter sayesinde ne kadar dallama olduğunu gördüğümüz gazeteci camiasından daha kayda değer iş yapıyor bu adam.
Alfread anlatıyor..
17 11 2009
Oryantalizm
JIMMY PAGE ET ROBERT PLANT-LED ZEPPELIN_KASHMIR
Robert Plant ve Page Fas'ta tatil yaparken yazmışlar Kashmir'i, sene 1973. Kashmir'in özü onu Kashmir yapan Mağripli/Arap riffleridir. Yaylı, üflemeli, vurmalı çalgılar...
Video Led Zeppelin'in 94'te Mtv Unplugged programında çaldığı Kashmir'in en oryantal hali. Mısırlı perküsyoncular, kumkapı meyhanelerindeki kemancıları andıran keman soloları, Arapça inlemeler...
Edward Said dinlediyse sevmiştir.
14 11 2009
13 11 2009
Dambıl
sanki.
12 11 2009
09 11 2009
"Rüşvetin Belgesi mi Olur Pezevenk?"
90'ların Türkiyesi'nden hardcore günler. 94'te Civangate skandalında sanıklardan Selim Edes'in Engin Civan'a mahkemede; "Rüşvetin belgesi mi olur pezevenk" dediği günler yani. Skandalın ismi Amerika'nın Watergate skandalından ithaldi. Watergate skandalı Amerika başkanı Nixon'un başını yemiş, bizde de skandala adı karışan Özal ailesine bişeycikler olmamıştı. Richard Nixon hala Amerikan tarihinde istifa ile görevinden uzaklaşan tek başkandır.
Öncesinde, 93'te de İski skandalı patlak vermişti. Rüşvet skandalı, şimdinin Chp'si sayacağımız o zamanın Shp'sinin başını yedi. Ertesi yılki yerel seçimlerde Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı oldu. Zaten Shpli Nurettin Sözen'in İstanbul belediyeciliği adına bugün bile itibarı, sokakları istila etmiş çöp yığınları ve su kesintilerinden ibarettir.
Erdoğan İstanbul'a belediye başkanı olunca, İstanbul'da artık içki içelecek yer kalmayacak diye feryat eden dangalaklar Çiçek Pasajında eylem düzenliyorlardı, Tayyip Erdoğan'ın da "milletimin imanından da sorumluyum" diye saçmaladığı dönemlerdi. Sonrasında Erdoğan bugünlere geldi. Chirac nasıl Paris belediye başkanlığından Fransa lideri olduysa, Ahmedinejad nasıl Tahran belediye başkanlığından bugünlere geldiyse.
Sol bi daha İstanbul'u alır mı? Bence zor. Kılıçdaroğluyla denediler ama işte bi noktaya kadar. Kılıçdaroğlu'nun başkanlığı isteyip istemediği de belli değil. Olupta başına dert mi alsın? Zaten, "seçilirsem her kadına 400-500 lira maaş bağlayacam "diye überfantastik seçim vaatleri olan bir adamın İstanbul'a ne katacağı tartışılır. Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'a başkan olduğu bir ülkede Cem Uzan Cumhurbaşkanı, Osman Pamukoğlu'da başbakan olsun zaten. Baykal muhalefet kalsın, sorsanız o da bunu ister.
O dönemler benim ilkokul günlerim. Evcilik adına komşu kızını mıncıkladığım dönemler... Sınıfta bi çocuk vardı Engin diye, sınıfın güzel kızı Serpille adını çıkartmış, bu rezil(!) duruma da civangate adını takmıştık. Serpil Boşnak göçmeni, sarışın renkli gözlü kısaca Diane Kruger kıvamı bir kızdı. Şimdi büyümüş serpilmiştir epey. Ben yıllardır görmüyorum ama görenlerin nutkunu kesecek güzelliğe sahip olsa gerek şimdilerde..
Engin civan olmak zordu o günlerde, kimse istemezdi. Bizim sınıftaki Engin bile...
07 11 2009
Roll Over
Günün bed haberi benden... 'Telaşa mahal yok Roll kapanmıyor' demiştik ama Roll'ün bugün çıkan 144. sayısı son sayısıymış. 5000 kadar satan bağımsız dergi yükü kaldıramadı anlaşılan.
Alemde kaldıramazsan kaldırırlar diye destek kolu da yok. Grup destekli Rolling Stone'un battığı bir ortamda Roll'un kendi ayakları üzerinde bu sayılara ulaşması mucize gibi geliyordu zaten .
06 11 2009
04 11 2009
"Ölümü İstemeyin!"
Banu Güven:
"Bundan sonra daha çok gencin ölmeyeceği umudu insana daha iyi gelmiyor mu?"
02 11 2009
29 10 2009
Orijinal Rulo
Dönemin şartlarına göre fazla müstehcen kaçtığı için o orijnal rulo geçen yıla kadar hep sansürlenmiş halde basıldı. Orjinal rulo ilk defa geçen yıl Penguin yayınevi tarafından basıldı. Ayrıntı yayınları yeni baskıyı Türkçe'ye kazandırdı.
Ayrıntı Yayınları saolsun, valla hak geçiyor.
Orijinal rulo kesintisiz Yol(lar)da
Bob Dylan'ın "hayatımı değiştirdi; tıpkı herkesin hayatını değiştirdiği gibi," dediği Jack Kerouac'ın 'Yolda' adlı kitabı basılışının 50. yılı anısına ilk kez orijinal rulo haliyle yayınlandı.
28 10 2009
Led Zeppelin Aile Albümü
18 10 2009
17 10 2009
Nick Cave Kylie'yi Düdükledi mi?
"Kitapta bahsi sıkça geçen Kylie Minogue ve Avril Lavigne’in nasıl tepki verdiklerini soruyorum cinsel organlarına odaklanmış Bunny Munro karakterine. Gülüyor. Avril Lavigne’i tanımıyormuş ama alınmayacağını umuyor. Kylie’ye bir mektup yazıp karakteri Bunny Munro adına özür dilemiş. “Ama” diyor, “Sorumluluk alması gerekir Kylie’nin de biraz. O lame külotu gerçekten giydi. İngiliz erkeğinin zihninde Kylie’nin yeri sarsılamaz.”HafifMüzik'te de bununla ilgili bir haber var. Nick Cave Kylie ile düet yaptığı zaman garipsenmiş, hatta kendi ifadesiyle yadırganmış. 'En alakasız 10 düet' diye ebleh listelerde yerini almıştı bu şarkı.-Bence 10 numara şarkıdır Where the Wild Roses Grow-. Cave'in Kylie takıntısı malum. Yukarıda ki resim, Roll dergisinin 98 yılı Şubat Mart sayısından. Yıl 98, söylediklerine göre Cave niyetlenmiş ama Kylie'yi henüz düdüklememiş, niyeti de yok gibi. Roman karakteri namına özürünü de dilemiş. Bir muammayı aydınlattık, mutluyuz.
16 10 2009
15 10 2009
Rock'n Roll'un Steril Çocukları
Son albümleri Wake up and Smell the Coffee b.k gibi bir albümdü. O albümü dinleyince insanın iyi ki dağılmışlar diyesi geliyordu nerdeyse. Dağıldıktan sonra Dolores 2 albüm yaptı. İlk albümünden daha kötüsünü yapabilir mi diye düşünürken geçtiğimiz ağustosta çıkardığı albümü ilkinden beter çıktı. Dünyanın en güzel sesli bayan vokallerinden birisi birikimini ancak bu kadar heba edebilir. Grup bir kaç konser için tekrar bir araya geldi. Ben devamının geleceğine inanıyorum. Ama tüm hayranlarının da diyeceği gibi Wake up and Smell the Coffee gibi bir albümle döneceklerse kalsın, biz eski şarkılarla idare edelim. Ben güzel müziğe dair ne işittiysem The Cranbberies'le başladı. Tamam The Cranberries bi Led Zeppelin bi Ramones değildi , tamam belki çaptan da düştüler, belki mıy mıydılar, belki hep aynı şarkılardan ibaretti ama bir nesli adam gibi müzikle tanıştıran gruptur Cranberries.O yüzden her ne dinlenilirse dinlenilsin bir gün olur Cranberries'e tekrar dönülür. Çünkü bi Linger bir Dreams dönemler üstüdür.
Referans Şarkılar:
*Linger
*Fee Fi Fo
*Shattered
*Promises
14 10 2009
Ne Yaptık Biz?
Askerdeyken bizim astsubayla şubenin önünde ki büstü de aynı yukarıdaki gibi altın renginde boyamıştık, çünkü orjinal rengine uydurmak imkansız gibi birşeydi. 1 ay boyunca büst altın renginde kalmış, kimse de gelip 'Ne Yaptınız Siz' diye sormamıştı.
Büstlerin standart bir renk formülasyonu vardır. O boyadan bilmem kaç gram bu boyadan bilmem kaç gram eklenerek elde ediliyor, askeriyenin hizmet içi talimatlarında geçer. Genelkurmay'ın sadece büstler için ürettiği özel boya var. Biz o boyadan temin edememiş o yüzden o renge yaklaşık bir renk tutturabilmiştik. Askeriye de bile böyle olabiliyorsa sivil irade de hayli hayli olabilir. Olayı anlatacak en ağır ifade iş bilmemezliktir.
O yüzden, dünkü 'bağımsız', 'hiç ama hiç yandaş olmayan gazetelerde' çıktığı gibi, AB muktesabatında 'Sıra Atatürk'e Geldi' türü 'asimetrik piskolojik harekat' türü bir haberdir bu, dangalağın dangalağa propagandasıdır.
13 10 2009
Close to Eden
http://www.youtube.com/watch?v=trKsl8qfrHM&feature=player_embedded
Urga için 90ların en iyi filmlerinden birisi demişti Stalker... Filmler için bu tür tanımlamalar bir önyargı oluşturabilir ama başkası derse, Stalker dediyse değil... Urga Rus yönetmen Nikita Mikhalkov'un örneklerine pek rastlanmayan komünizm eleştirisi filmi..90ların en iyi filmlerinden..
Video, filmin Rus karakterinin 'Mançurya'nın Tepelerinde' isimli Rus milliyetçilerinin marşlarından birisini Çin'de bir barda söylediği sahneden...
Meraklısına; Mançurya Çin ve Rusya arasında kalan özerk bir bölge..
10 10 2009
09 10 2009
"Yalvar Dediler, bi Denedim"
http://www.youtube.com/watch?v=OQsw8QSAouc
Led Zeppelin şarkılarının single olarak yayınlanmasına karşıydı.Bunun için yıllarca plak firmalarıyla boğuştular. Baskıdan kurtulmak için sonradan kendi firmalarını kurdular. Ses kalitesine güvenmedikleri için Tv yayınlarına çıkıp söylemediler. Şarkılarının soundtrack olarak kullanılmasına da pek sıcak bakmıyorlardı.
Tescilli şebek Jack Black, Led Zeppelin'in Immigrant Song'unu School of Rock filminde kullanmak için izin istiyor.
06 10 2009
05 10 2009
Halı Saha Kültürü

"Halı saha insanı maç öncesi ısınmaz. Isınana da 'artist' gözüyle bakılır. Sahaya girilir, topa saldırılır. Isınma namına yaygın olan topla münasebet şekli orta açmak ve boş kaleye abanmaktan ibarettir. Hakemler zaten hipnedir. Ciddi turnuvalar dışında hakeme ihtiyaç duyulmaz."
Bence yurdum erkeğinin haftalık sıradan bir aktivitesinden ibaret değil. Zira üzerinde tüketilen fikir/emek mesaisi pek çok şeyin üzerinde. Ben bir spor aktivitesi olarakta görmüyorum. 12-14 erkeğin, haftada 1 saat, nerdeyse sporun tüm olmasını gerekenlerini ihlal ederek, bir topun peşinde en hafif tabirle tepinmesi insana form kazandırıp, vücudu atletik kılmasa gerek. Her maçın ardından “Abi oynadıkça göbek eriyor”türü cümleler teselliden öte geçemiyor sanırım.
Sihirli Soru Cümlesi: "Abi 10-11 arası maç var, oynar mısın?
Ayağıyla bir topa yön vermeye muktedir nerdeyse her Türk erkeği bir halı saha grubuna mensuptur. Bireyin futbol becerisi ve aldığı haz kat sayısına göre bu ikiye de çıkabilir. Şartlar uygunsa halı sahaya abone olunur. Böylesi daha makbuldür. Boş saha bulma ve uygun zaman telaşesinden yırtarsın, her hafta salkım saçak olan üyeleri disipline etmiş olursun hem. Aksi taktirde sahayı, zamanı, oyuncuları ayarlamayı kendine şiar edinmiş/edindirilmiş kişiler vardır. Maç sonucu bir türlü tamamlanamayan halı saha ücreti bu arkadaşlarca tamamlanır her defasında, giren kontör/faturada ektrasıdır. Her maç öncesi onlarca görüşme vardır, yoğun telekominasyon ağıdır bir nevi halı saha olayı.
Fiziksel Şartlar
Sahanın kötüsü, yani muışamba kıvamında olanı çok can yakar. Artık literatüre geçen halı saha ayakkabıları da her eve lazımdır. Enflasyon sepetine de dahil edilmelidir. 1 tane alınır, uzun yıllar kullanılır. Önemli olan markası değil ayağa oturup oturmadığıdır. Her maç mutlaka ayakkabasını unutan olur. Bunların midesi elveriyorsa halı saha müessesinde ayakkabı kiralama giderler. Nasıl olsa halıdır, bişey olmaz deyip çıplak ayakla oynamak biraz dangalaklıktır. Ayak tabanının bir kısmını saha da bırakabilirsiniz. Bir de abartıp çivili kramponla gelenler olur. Bu arkadaşlar genelde maç öncesi ısınma turlarını halı saha işletmecisiyle köşe kapmaca oynayarak geçirirler. Halı saha ayakkabısını genelde tozluk diye tabir edilen, sadece ilk kullanım için beyazlığını koruyan, daha sonraları hep siyah beyaz karışımı, gri tonda seyreden kalın çoraplar tamamlar. Bu çoraplardan edinmeyip, yerine klasik çorap giyenler çok komik görünürler.
Halı saha formaları ise leş gibidir. 1 hafta sonra tekrardan giyileceği için yıkanmadan haftaya, ondan sonki haftaya ve ondan sonraki haftaya devereder. Hijyenin 'h' si soyunma odalarının yanından geçmez. 6-7 terli erkek, 2-3 metrekarelik bir odanın içinde, düşünün bi. Aslında Mine Kırıkkanat ve türevleri bu tür odalarda ıslah edilebilirler.
Halı Saha İnsanı
Halı saha insanı maç öncesi ısınmaz. Isınana da 'artist' gözüyle bakılır. Sahaya girilir, topa saldırılır. Isınma namına yaygın olan topla münasebet şekli orta açmak ve boş kaleye abanmaktan ibarettir.Halı sahacı erkek prototipi oluşturmak istersek nerdeyse her yaş skalasından, her meslek grubundan insanı bu gruba dahil edebiliriz. Sınıflar üstü bir hadisedir halı saha genelde. Zengini de oynar fakiri de. Zengini Hasan Vezir'in halı sahasında oynar, fakiri Sultanbeyli belediyesinin halısahasında, orası ayrı...
Bunun dışında halı saha maçları Türk erkeğinin en mühim sosyalleşme araçlarından birisidir. Yurdum erkeği için halı sahalar kısmende olsa hayallerini gerçekleştirme olanağı sunar. Sahaya çıkan çoğu kimse tüm hafta boyunca tvden izlediği futbolcuların hareketlerini yapabilmenin hayalini kurar hep. Top gelse de bi yapabilsedir. Bazen o hareket maç telaşesinde unutulur, bazen yapılır maç boyu yatılır, bazende tüm maç o hareket için heba edilir. Mutlak surette maç için sabit bir kaleci ayarlanmalıdır. Zira bir erkeğin bir erkeğe söyleyebilecin en berbat 2. laf; "abi kaleye geçsene"dir. Birincisi "günaydın sevgilim"dir.
Yazılı Olmayan Kurallar
Her maç öncesi ortak bir iradeyle taktik belirlenir(7 kişiyle ne taktiğiyse artık), herkeste biat eder. 3lü defans sabit kalacaktır (hadi len), orta saha defansa yardım edecektir, ileri toplu çıkılıp toplu dönülecektir. İşte bu halı sahaların olmazsa olmaz ofisyal taktiğidir. Zeman için 4-3-3 neyse halı sahalar için bencil futboldan kaçınmak odur. Bunlar maçın 10. dakikasından itibaren unutulmak suretiyle her maç öncesi ateşli bir şekilde tartışılan ve ateşli bir şekilde kabul gören kurallardır.
10. dakidan itiraberen herkes bildiği doğrultuda oynamaya başlar. Şayet maç erkenden koptuysa, büyük bir sebatla o vakte kadar defansta çakılı kalmayı becermiş oyuncu, resti çeker;'anuna goyarım' diyerekten forvete çıkar, zaten olmayan defans kurgusu böylelikle çöküverir.
Rakip azılı düşmandır. Zaten ciddi manada yapılan sporun centilmenlikle, kardeşlikle hiç alakası yoktur. Pek tanınmayan bir rakiple yapılan maç kavga ortamına müsaittir. Sert geçen böyle bir maç potansiyel street figther arenasıdır. Halı sahalarda kavga sıklıkla görülür yani. Erkek egemen zemindir halı sahalar. Maskulen gurur zedelenmeye pek yanaşmaz. Kavga çıkarsa maç yarıda kalır, kavga çıkması değil işte bu kötüdür. Bi de her takımda bencil bir oyuncu bulunur. İçten içe çok küfür yer bu adamlar. Hakemler zaten hipnedir, ciddi turnuvalar dışında hakeme ihtiyaç duyulmaz.
Kaçınılması Gerekenler
Söz veripte maça gelmemek kolpalıktır. Affolunmaz. Halı sahalarımızda görmek istemediğimiz 10 kusurlu hareketin 10una birden tekabül eder.
Halı saha maçları çevrenizde yoğun bir popülasyonu ilgilendiriyorsa biraz çakal olmak icap edebilir. Ya herkes idare edilebilmelidir, ya da 8. şahsın haberi olmamalıdır maçtan. Tafrası olur, küseni olur, olur da olur. Bir de maç boyunca takımın tüm yükünü kendi çektiğine inanıp, geri kalanların oyunu boşladığını düşünenler olur. Bu düşüncenin devamı bazen maçı terketmeye kadar gidebilir. Tasvip edilmez bu tür kaprisler. Sonra, normal hayatta gayet aklı selim, mülayim birisi sahada, nerdeyse herkese salça olan bir cevvale dönüşebilir. Sorsan 'abi niye böyle' diye, 'ya abi fıtratım böyle'dir genelde cevap. Aslında halı sahada herkes birbirine bağırır. İlla sosyolojik bi gözlem yapacaksak, halı sahalar ksinlikle insanların sinirlerini deşarj ettikleri alanlar değildir. Bilakis sıradan aksiliklerin bile nefret, sinir katsayısını çoğalttığı bir ortamdır halı sahalar.
03 10 2009
Apartmanda Darbe

Askerdeyken kendini askerliğe kaptırmış rütbelilerin sivile nasıl adapte olabildiklerini merak ederdim. Günde kendine 10 kez dikkat çekilen bir albayın, mahellenin sünepe, müşteri sklemez bakkalıyla olan münasebeti ilginç geliyordu bana.
Haber İstanbul Akatlar'dan. Emekliye ayrılan bir albay, apartman yönetiminin yetersizliğini öne sürererek, “Küçük olsun, ama artık olsun”niyetiyle apartmanda darbe yapmış.
"Posta kutularına “1971 Yönetimi” damgalı mektup bırakan Dölarslan yönetime el koyduğunu duyurdu: Hiçbir hizmet yürümüyor. Kimse sesini çıkarmıyor. Yönetimi devraldım"
Engin Ardıç'tan emekli asker modeli:
'Emekli albay Hüsamettin Tambay'






























